19 Ekim 2010 Salı

......!!

...
Ya yüreğine inandıramadın varlığımı...
Yada ağır geldi adının yanına adım,
Ya yüreğin yetmedi beni sevmeye,
Yada bir yüreksize ev sahipliği yaptı bu yürek...

Ruhuna talip olmaktı tek suçum.
Şimdi, çırılçığlık 'sus'malar kaldı payımıza,
Sus'tun ! öyle bir sus'tun ki,
konuşmaların bile bana susuyordu artık...
Ben sana Susu/yorken.

Zaman/sızım oldun,
Bir Cemre gibi düştün içime,
Öyle bir düş/tün ki...
Sahi !!!
Gerçekmiydi yaşananlar,yoksa bir Düş/mü ?

Çıkar artık dudaklarından hüzün kokusu sinmiş cümlelerini...

Kendine b'ağla !

16 Ekim 2010 Cumartesi

Değer Bilmek




''Ya biz, binde bir karşımıza çıkan
dostluk,arkadaşlık,sevgililik fırsatlarını ne
yapıyoruz? Akşamüstünün bir saatinde yorgun gövdemizi
yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omuzumuza
dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir
omuzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara
dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında
tanıyabiliyor muyuz onu? Değerini
biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor
muyuz?
Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp kendimizi
hep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir
başkasına ,bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan
geçip gidiyor mu?

Karşımıza zamansız çıkmış insanları yolumuzun dışına
sürerken birgün geri dönüp onu deliler gibi
arayacağımızı hiç hesaba katmıyor muyuz? Hayat her
zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez
zalimdir, her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk
zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız
arkadaşlıkların, eskimeden yıprattığımız
dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin
hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün.

Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar
olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için
parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir
hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye
kitlenir.

Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi
hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri
yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları ''BIRGÜN''
geçmişte kalmıştır; oysa, hani şu karşıdan karşıya
geçerken, trafik ışıklarında rastladığımız, omuzunuzun
üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip
''Nasıl olsa ileride birgün tekrar karşıma çıkar ''
dediğinizdir.
Oysa tam da o gün bu zalim şehri terketmiştir O, boş
yere bu sokaklarda aranırsınız...
Sevgiye dayalı haklar insanın dilinde değil vicdanında saklıdır....

                                                                                              Murathan Mungan'dan

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Dün "canım" olan yarın "düşmanım" olmaz benim...!!

Dün "canım" olan yarın "düşmanım" olmaz benim...

Yaşananların hatırı hep saklı kalır Hatırları sorulur selamları hep alınır...

"SİLDİKLERİM" vardır bir de ! Onlar yanlışlarım ve pişmanlıklarımdır Adları anılmaz hatırları sorulmaz sadece beddualarımdır...

Vicdanla birlikte... "ŞEREF" ararım ben sevdiklerimde;

Her zaman doğru değildir elbet seçimlerim... Zaman gelir "ŞEREFSİZLERİ" de severim...

Her yerde gözüm kulağım vardır benim "Eksik söylemek yalan söylemek değildir !" mantığındaki Beni değil kendini kandırır yalnızca...

Bilmezden gelişlerim aptala yatışlarım Kaybetme korkumdan değil karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan merakımdandır...

"inkar" olmaz benim hayatımda... Yaşananı "YAŞANMAMIŞ" saymam Sayanlarıda SAYMAM...

Kelimelere sığmaz SAYFALAR SÜRER BENİ ANLATMAK

Ama ne kadar anlatılırsa anlatılsın; YAŞAYAN BİLİR BENİ... YAŞAMAYAN ANLAMAZ...

Ağırdır sevmelerim Her "YÜREK" taşıyamaz... Büyüktür umutlarım Her "OMUZ" kaldıramaz...

22 Ağustos 2010 Pazar

Sen Esirliğim ve Hürriyetimsin..!

Can Yücel den İnciler..

Yıllar önce ODTÜ'de yaptığı bir konuşma...

Üç bin kişilik mimarlık amfisi tıklık tıklım dolu, hatta onu dinlemek için ayakta kalan onlarca kişi var...Can Yücel konuşmaya şöyle başlar:
- Biz hiç bi bok olamadık!Salondakiler bir anda neye uğradıklarını şaşırırlar. derin bir sessizlik kaplar ortalığı...
Salona gelmeden önce 3 bira ve yarım votka içmesine rağmen muhteşem bir konuşma yapar. Hiç şüphesiz bol küfürlü bir konuşma...Söyleşinin soru-cevap kısmında ön sıralarda oturan hanım hanımcık bir kız öğrenci parmak kaldırıp can yücel'e şöyle sorar:
- Can bey, bizler şiirlerinizi ve düşüncelerinizi çok beğeniyoruz,size büyük bir saygı duyuyoruz ama konuşmalarınızda çok fazla küfüre ve argoya yer veriyorsunuz, küfürlü konuşmasanız olmaz mı?
Can yücel önce susar, sonra yavaşça doğrulur, o kocaman ellerini kürsünün üzerine koyup:
- Küfür, burjuvazinin ağzında bir lağım çukurudur... küfür, işçi sınıfının ağzında bir çiçektir!.. deyince salonda müthiş bir alkış kopar.Sonra tamamen ayağa kalkıp şöyle bitirir konuşmasını:
- Arkadaşlar bugün de çok kafa s*ktim!!!

*

Can Yücel, vakt-i zamanda bir yazısında adamın birisine 'göt' dediği için dava açılmış.
Mahkemede Can Yücel şunu anlatmış:
Bir köyde ateşli bir hasta vardır, kasabaya doktora getirir hastayı köylüler.
koca devletin koca doktoruna. Doktor hastaya fitil verir ve köye döndükleri gibi hastaya fitili anüsten vermelerini söyler köylülere.
köylüler tabi 'tamam dohtor bey' diyip köye giderler.
köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse anüs ne demektir bilemez. bu nedenle bir türlü ilacı da veremezler hastaya.
hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir. bunun üzerine köylü, doktora, koca devletin koca doktoruna telefon etmeye karar verir ama kimse buna yanaşmaz. ne cüret di mi doktoru arayacak bi köylü. neyse durumun vehameti üzerine muhtar aramayı kabul eder.
bütün köylü toplanır santrale, muhtar arar, 'biz ne yapacaamızı bilemedik dohtor bey' felan der işte. karşıdan doktor bişiler söyler.
muhtar döner, ama arkasına: 'makattan verin dedi dohtor' der.
yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini yollayıp sordururlar felan, ama makat ne bilen yoktur yine.
hasta ise giti gidecek, ateşler içinde kıvranıyo baya.ihtiyar meclisi toplanır. son çare, doktorun bir kez daha aranmasına karar verilir. yine kimse aramaz istemez doktoru. nihayetinde yine biri kandırılır, telefonun başına geçer, ama bi yandan söylenmektedir: 'çok kızacak dohtor çok!' diye.
sonunda telefonu açar, durm anlatır, doktor bişiler söyler yine. telefondaki köylü, yüzü allak bullak, arkasını döner:'çok kızacak demiştim; götüne sokun dedi'
Yani işin aslı hakim bey 'bizim orada göte göt derler'

*

Yine bir üniversitede öğrencinin biri sorar:- neden okudugumuz butun sairler erkek? kadinlardan iyi sair cikmaz mi?Can Baba cevap verir:- biz siiri s*kimizle mi yaziyoz, ne biliim ben..

*

Bir gün tv kanallarıdan birinde canlı yayında konuk Duygu Asena şair Nazım Hikmet için 'o kartpostal şairidir' demiş.
Can baba telefonla programa bağlanmış selam bile vermeden'Duygu hanım kart sizsiniz postal da size girsin'demiş ve telefonu kapatmış...

*

can yücel'e dsoruyorlar: "zeki müren'e niye paşa diyorlar?"cevap:
- bu memlekete paşalara i..e denemediği için i..elere paşa deniyor...

*

Türkiye İşçi Partisinin Komünist zamanlarında bir tüzük toplantısında herkesin komünizmi anlatmaya çalıştığı şöyle olsun , böyle olsun dediği bir toplantıda Can Baba ayağa kalkar ve bir efsaneyi daha patlatır.
'BEYLER BEYLER, Türkiyede komünist olmak tüzük değil, BÜZÜK ister...

*
Bir sergide ortada dolanırken, alımlı bir kadın heyecanla yanına gelir:
- Can bey, tanıştığımıza ne kadar memnun oldum anlatamam. sizin en büyük hayranınızım.Can Baba sırıtır:
- demek öyle, yatalım o halde? kadın küskün bir ifadeyle bozuk atar:
- aşk olsun can bey!!Can Baba cevaplar:
- aşk da olacak elbet..

*

Can Babaya bir mahkeme çıkışında soru soran gazeteci şu dörtlüğü cevap olarak alır:
'Ne yorum ne forum
Belki yarın konuşurum
öyle gitti ki durum
soru sorana korum'

*

Bir televizyon programın da genç bir öğrenci soracak soru bulamadığından herhalde şunu sorar:
- hangi takımı tutuyosunuz?can baba cevap verir,
- eşim ve ben genellikle benim takımlarımı tutuyoruz...

*

can yücel'e sorarlar:
- efendim nedir bizim memleketteki bu sağcılık solculuk davaları?can baba:
- bu ülkede sabah kalktığında malafat eğer sağ tarafa kaymışsa sağcısındır, yok eğer sol taraftaysa solcu..
- peki sizinki ne tarafta ?
- ileride daima ileride

Yaşlanarak Değil Yaşayarak Tecrübe Kazanılır....

YAŞLANARAK DEĞİL YAŞAYARAK TECRÜBE KAZANILIR.
            ZAMAN İNSANLARI DEĞİL ARMUTLARI OLGUNLAŞTIRIR..


                                                                                                           PEYAMİ SAFA

Düşünmüyorumki....!!!!!

Denizin sakladığı bir şey var,
sevmek der kimi, kimi unutulmak.
Peki neden üşütür hep bu ağustos gecesinde karanlığın büyüklüğü?
Beni düşünme, dedindi ayrılırken,
düşünmüyorum ki düşüncem sende kalmış.

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA