Yaşadığımız dünyada her şey kesin çizgilerle belirlenmiş
sanki. Varolan roller, kalıplar, yargılar, düzenler ve düzensizlikler
içinde, kendi çizgimizde dümdüz yaşayıp gitmeye çalışıyoruz.
Yanlışlıklar yapmaktan korkarak alışılmış oyunları oynuyoruz. Aynı
saatlerde aynı yollardan işe gidip geliyoruz. Hiç düşündün mü her şey
ne kadar aynı. Çevremizde aynı insanlar, aynı kaygılar, aynı sıkıntılar
ve sevinçler. Durmadan konuşuyoruz ama ne konuşuyoruz? Evlerde,
lokanta ve barlarda, sokaklarda, parklarda; hatta düşlerimizde bile,
konuşarak bu aynılıktan kurtulmayı umuyoruz. Ben, diyoruz, ben
böyleyim, böyle severim, şöyle isterim, bunu yaparım. Dondurulmuş
düşünceler, belletilmiş öğretiler ve sınırlı seçeneklerle oluşturulmuş
bir dünyada dibe batmamak için çırpınıp duruyoruz böylece. Ne kadar
sıkıcı bütün bunlar.. Sıkılıyoruz elbette ve sıkıldığımızda biri çıkıp
bizi tutkuyla sevsin ve sevilmeye değer olmak düşüncesi yüzünden
ayrıcalık kazanalım istiyoruz. Açıklamak zor bu karmaşayı işte,
görüyorsun.
Mutlu
değiliz, hiç mutlu değiliz artık. Her birimiz kendi kuşkularımızın,
güvensizliklerimizin, yalnızlığımızın ve yalanlarımızın içinde soluğumuz
daralarak oturuyoruz işte ve hep birlikte batıyoruz.
İNCİ ARAL

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder