Neden tanrıya inanamıyorum
Sıradan, inançlı bir
aile ortamında büyüdüm. Kuran kursuna da gönderildim. İlk olarak, ansiklopedi
karıştırmaya meraklı küçük bir çocukken tanrıya dair sorgulamalara başladığımı
hatırlıyorum. Gençlik dönemimde popüler bilime merak sardım. Allah’a
inanıyordum. Ama sıradan dindarların baktığı açıdan değil, bilimsel açıdan
tanrıya dair cevapları arıyordum. Allah’ı hayata dair çıkmazlarımı çözmesi için
yalvardığım, sevdiklerimi kötülüklerden koruması için dua ettiğim bir “sahip”
gibi de algılıyordum.
5–6 yıl önce daha farklı
bir açıdan tanrı konusuna bakabileceğimi fark ettim. Bana tanrının bir masal
olduğunun ipuçlarını veren bilimsel kitaplar üzerine, Türkçe olarak Kuran’ı da
okudum. Kuran’ı ana dilimde tarafsız bir gözle okuyunca, akla mantığa uymayan,
sıradan mitolojik bir öğe olduğunu gördüm.
Bu yazı ile ilgili öncelikle dikkat çekmek istediğim nokta, Tanrı’ya “inanmıyorum” değil, “inanamıyorum.” Din, tanrı, ölüm sonrası yaşam, kutsallık, ruh ve ibadet konularının tamamı bana mantıksız görünüyor. Nedenlerini bu yazı boyunca sıralayacağım.
Ateist düşünce, bir anda sahip olabileceğiniz bir fikir değil. Okudukça, araştırdıkça, düşündükçe ulaşmak zorunda kaldığınız bir sonuç.
Bu yazı ile ilgili öncelikle dikkat çekmek istediğim nokta, Tanrı’ya “inanmıyorum” değil, “inanamıyorum.” Din, tanrı, ölüm sonrası yaşam, kutsallık, ruh ve ibadet konularının tamamı bana mantıksız görünüyor. Nedenlerini bu yazı boyunca sıralayacağım.
Ateist düşünce, bir anda sahip olabileceğiniz bir fikir değil. Okudukça, araştırdıkça, düşündükçe ulaşmak zorunda kaldığınız bir sonuç.
Kuran (vb. tüm kutsal
kabul edilen kitaplar) insanüstü bir varlığın, bir tanrının yazamayacağı kadar
sıradan.
Sıradan bir kitabı okuyan
insanların büyük çoğunluğu onu anlayabilir. Kitaplar, edebi kaygılarla, olay
örgüsüne dikkat edilerek, anlatım bozuklukları olmadan yazılır.
Peki, gerçekten evreni
yaratmış her şeyden üstün bir varlık, sıradan insanların anlaşılır
bulamayacağı, fazlasıyla yorumlara açık, net bilgiler içermeyen, kendi içinde
tutarlılığı olmayan, tüm tarih devirlerine uygun olmayan, tüm dünya
coğrafyasına uyum sağlayamayan özensiz bir hitabet ile mi kendisine inandırma
yolunu seçerdi. Bazı inananlar, Kuran’ın bu yönünü görmelerine rağmen “mükemmel
olsaydı herkes inanırdı, o zaman sınav olmazdı” şeklinde cevaplar ile bu durumu
mantığa uydurmaya çalışıyorlar. Hatta Kuran’da mucizeler olduğunu iddia
ediyorlar. Kuran’ın içindeki sözde mucizelerin, herhangi bir kitaptan elde edilebileceği
de defalarca kanıtlandı.
Dinlerin (özellikle
islam’ın) dünyaya indiriliş hikayesi güvenilir değil.
Cebrail ve
Muhammed tasviri (Câmi’ut-Tevârîh)
Tanrı’nın milyonlarca
insan içinden rastgele birini seçerek, tüm insanlığın kaderini, seçilen bu
kişinin ikna yeteneğine bağlama senaryosunu inandırıcı bulmuyorum. Peygamber ve
(gerçek olduğunu iddia ettiği) tanrısı arasındaki bu ittifaka, başka hiç bir
üçüncü şahısın şahit olmaması, inandırıcılık dozajını daha da düşürüyor.
İnananlar bu noktada peygamberlerin gösterdiği mucizelerden bahsedecekler. Eğer
bir kaynak olarak alacaklarsa, Kuran’da hiç mucize gönderilmediği de açıkça
yazıyor. (Bknz: İsra 59) Anlaşılan o ki,
Muhammed bir mucize sergileyememiş ve tanrının bu duruma dair bir açıklama
sunduğunu iddia etmiş. (Mucize konusuna yazı içinde tekrar değineceğim.)
Allah, pis işleri için
insanları kullanıyor.
Yine Kuran’da görüyoruz
ki, Allah, insanları hep birbirine düşürme derdiyle, kendisine inanmayanları,
inananlara öldürtme emirleri yağdırıyor. Koca evreni yarattığı iddia edilen bir
varlık, insanları birleştirici, yapıcı, sevgi ve saygıya yönelten bir formül
üretmeyi başaramaz mıydı? Köleliği yasaklayamaz mıydı? Kadınları cariye (seks
kölesi) olarak kullanmanın ve tecavüz etmenin yanlış bir şey olduğunu
öğütleyemez miydi? Zengin-fakir arasında denge kurulmasını sağlayarak
sömürüleri günah ilan edemez miydi? Tanrı, en azından çocuk istismarını,
50küsür yaşındaki sapkın bir insanın çocuklarla ilişkiye girmesini, pedofiliyi
yasaklayamaz mıydı?
Ama bahsi geçen tanrı,
domuz eti yemeyi affedilmez saydı!
Basit insani değerlerin,
ilkel kapasitede çiğnenmesi kutsal kitabın tanrı sözü değil, o dönem, kendini
peygamber ilan eden kişinin bir uydurması olduğu izlenimini veriyor. Hatta,
kutsal kitapta, peygamberin yatak hayatına dair detayların bulunması durumu da
bu tezi destekliyor.
Çok fazla sayıda tanrı
var.
Hunduizm
tanrısı Shiva tasviri
Tarih boyunca insanlar,
hepsi farklı isim ve özelliklerde binlerce tanrıya inandı. Hepsinin toplum
içinde inanılma oranı çok yüksekti. Tüm tanrılar, dini önderlerce (rahipler,
kahinler, büyücüler vs) korunup yayıldı ve inanmayan insanlar ölümle
cezalandırıldı. Bu tanrıların, aslında “tek bir tanrı” olması gerektiğini
düşünürsek (çünkü islam inancı bunu söylüyor) neden tüm tanrıların inananları
her daim birbirine düşmandı? İnanç şekilleri neden birbirinden hep farklıydı?
Tanrı kullarına neden hep farklı şeyler söyleyip onları birbirine düşürdü?
Tanrıların yaratıcısı aslında, inananlarının ta kendisi olduğu için olabilir
mi?
(Tarihin en büyük
tanrılarından bir kaçı: Ra, Zeus, Thor, Yehova, Shiva, Allah, Quetzalcoatl,
Gılgamış, Vishnu, Gaia, Enki, Baal, Krishna, Ahura-Mazda, Enlil, Anu, Bast,
Brahma, Inanna… )
13.800.000.000 yıllık
evrende, dünya’da sadece 3.000.000.000 yıldır canlı yaşamı var. Bu canlılığın
da 50.000 yılında bildiğimiz anlamda insan var. Ve sadece son 15.000 yıllık
dönemde tanrıya dair izler görüyoruz. İslam ise 1.400 yıllık geçmişe sahip.
Geri kalan milyarlarca yıl, tanrının israfı mı?
Günümüzde insanların
tapındığı her inancın, kendi içinde sağlam görünen temelleri var. Her inanç,
diğer tüm dinlerinin yanlış inanç olduğunu iddia ediyor. Herkes ailesinin
kendisine aşıladığı inancın gerçek olduğunu ve başka bir yerde doğmuş olsa bile
yine şimdiki inancını seçeceğini savunuyor. Bu işte bir gariplik yok mu?
Michelangelo-The Creation of Adam- Sistine
Şapeli tavan resmi
Yaratıcı olduğu iddia
edilen karakterler, sıradan insani arzulara sahip.
Tüm bu “yaratıcılar”,
kendilerini üreten insanların sıradan isteklerine sahip:
• düşman toplumları alt etmek ve onlardan öç almak,
• inananları itaatkar hale getirmek,
• değerli toprakları ele geçirmek,
• bazı ticari malları değerli hale getirmek,
• kadınları erkeklerin hizmetine sunmak, vs.
Gerçek bir yaratıcının egoist, obsesif, seksist tavırlar içinde olmaması beklenmez mi?
• düşman toplumları alt etmek ve onlardan öç almak,
• inananları itaatkar hale getirmek,
• değerli toprakları ele geçirmek,
• bazı ticari malları değerli hale getirmek,
• kadınları erkeklerin hizmetine sunmak, vs.
Gerçek bir yaratıcının egoist, obsesif, seksist tavırlar içinde olmaması beklenmez mi?
Tanrının tapınılma
ihtiyacı var.
Evreni yaratmış bir
gücün, değersiz insanlara sonsuz gelecek sunmak için ibadet edilme gibi basit
bir ihtiyacı neden olsun? İnananlar burada “ibadet tanrı için değil, bizim için
gerekli” şeklinde savunma yapacaklar. Ama ibadetlerin ilkel kökenlerine
baktığımızda, kızgın tanrılarından af dilemeye çalışan insanlar tarafından bir
çeşit özür dileme şekli olarak ortaya çıktığı görülüyor. Tanrı önünde eğilme
(secde), Tanrı’ya kurbanlar verme, Kendini aç bırakarak cezalandırma, Kutsal
ibadet alanlarına giderek tanrıya yakın hissetme vs, en ilkel inançlardan,
günümüz inançlarına kadar değişim göstererek süregelmiş.
Ayrıca, evren ve
olanaklar tanrı için sınırsız ise, her insana mutlu ve iyi kalpli
olabilecekleri sonsuz hayatlara sahip olarak dünyaya getirmek, zor olabilir
miydi? Neden kusurlu kullar yaratarak onları elekten geçirme ve cezalandırma
ihtiyacı oldu bu yaratıcının?
Adem ve Havva bir elma yemiş,
ceza olarak dünyaya gönderilmişiz. Aslında önceleri cennetteymişiz… Düşünmeyen
insanları köleleştirebilmek için ne basit masallar.
Tanrı kavramı mantık
çerçevesinde sürekli çelişkilere dönüşüyor.
Herhangi bir varlık
mantıksal açıdan, hem her şeyi bilen, hem sonsuz, hem tek, hem her şeye gücü
yeten, hem yaratıcı, hem de yaratılmamış olamaz. Eldeki bu verilerin her
birinin bir diğeri ile kıyaslanması paradoksal mantıksız durumlar oluşturuyor.
Örnek-1;
Hem her şeye gücü yeten bir tanrı, hem ölümsüz olamaz. Ölmüyorsa, ölmeye ya da kendini öldürmeye gücü yetmiyor demektir.
Hem her şeye gücü yeten bir tanrı, hem ölümsüz olamaz. Ölmüyorsa, ölmeye ya da kendini öldürmeye gücü yetmiyor demektir.
Örnek-2;
Her şeyi bilen bir tanrının her şeye gücü yetiyorsa, insan gibi bir varlık yaratıp kendini kanıtlama gibi bir dert sahibi olamaz. Bu durumda insan yaratmak gibi bir ihtiyaca sahip olmuş, ki bu konuda bir yetersizliği var demektir. Yetersizliği olan tanrı olabilir mi?
Her şeyi bilen bir tanrının her şeye gücü yetiyorsa, insan gibi bir varlık yaratıp kendini kanıtlama gibi bir dert sahibi olamaz. Bu durumda insan yaratmak gibi bir ihtiyaca sahip olmuş, ki bu konuda bir yetersizliği var demektir. Yetersizliği olan tanrı olabilir mi?
Örnek-3;
Herşeyi bilen, ama yaratma ihtiyacı olan bir tanrı da yine mantıksal olarak hatalı olur. Herşeyi biliyor ise, neden bir şeyleri yaratma gereği duymuş olsun. Kendine kendini mi ispatlamak istemiş, yoksa canı mı sıkılmış?
Herşeyi bilen, ama yaratma ihtiyacı olan bir tanrı da yine mantıksal olarak hatalı olur. Herşeyi biliyor ise, neden bir şeyleri yaratma gereği duymuş olsun. Kendine kendini mi ispatlamak istemiş, yoksa canı mı sıkılmış?
Bunlar gibi onlarca
çelişki kolayca üretilebilir. Anlaşılan, var olduğu iddia edilen tanrı, bu
mantık dengesini kuramayacak düzeyde ya da tanrı kavramını ortaya atan insanlar
yeterince düşünmemiş.
Tanrı birçok konuda
bilgisiz.
Basit matematik
işlemlerini yapamayan, insan anatomisinden bir haber, dünya ve uzay algısı
hatalı, eski kültürlerin efsanelerini bile doğru yansıtamayan, coğrafyadan,
fizikten, biyolojiden, kozmolojiden, habersiz bir tanrı olabilir mi? Bir
tanrının, sıradan bir ilkel çöl insanının bildiği kadar bilgiye sahip olması
normal mi?
Yine Kuran’a kaynak olarak
bakalım:
Kehf 86: Dünya’nın sonuna giderek güneşin balçiğa battığını görebilirsiniz.
Şura 33: Gemilerin tanrı tarafından rüzgar ile hareket ettiği iddia edilir. Motor gücünün icat olacağı düşünülmemiş.
Tarık 7: Spermin yumurtalıklardan değil de omurgadan çıktığı zannedilmiş.
Rad 13: Paratonerlerin icad olunacağından da habersizmiş tanrı.
Hacc 65: Gökyüzünü (Uzayı) yeryüzüne düşebilecek bir şey sanıyor olmalısınız. Çünkü uzayın dünyaya düşmemesinin sebebi tanrıdır.
Kehf 86: Dünya’nın sonuna giderek güneşin balçiğa battığını görebilirsiniz.
Şura 33: Gemilerin tanrı tarafından rüzgar ile hareket ettiği iddia edilir. Motor gücünün icat olacağı düşünülmemiş.
Tarık 7: Spermin yumurtalıklardan değil de omurgadan çıktığı zannedilmiş.
Rad 13: Paratonerlerin icad olunacağından da habersizmiş tanrı.
Hacc 65: Gökyüzünü (Uzayı) yeryüzüne düşebilecek bir şey sanıyor olmalısınız. Çünkü uzayın dünyaya düşmemesinin sebebi tanrıdır.
Bu örnekler onlarca, yeter
ki Türkçe Kuran mealleri okuyun ve düşünün.
Tanrı ırk ve cinsiyet
ayırt ediyor.
Bir tanrının başka
inançlara sahip insanlar ile görüşmeyi yasaklamasının nedeni ne olabilir?
Foyasının ortaya çıkacak olması mı? Peki nasıl bir yaratıcı, bir cinsiyeti, bir
diğerinin hizmetine sunduğunu iddia edebilir? İşini bilen bir erkek insan
tarafından üretilmiş bir tanrı mı? Hiç Allah’ı dişi ya da cinsiyetsiz olarak
algılayan birini gördünüz mü? Tanrı figürüne bilinçli olarak hep bir erkek
olarak algılanacak şekilde anlamlar yüklenmiş. Kadın cinsiyeti, genelde
yarım-eksik insan olarak görülmüş.
Kadını
aşağılayan bazı ayetler: Nisa 3 - 34 -128, Bakara 228, Nur 31, Ahzab 50 - 51.
Ayrıca, bilimsel olarak
Erkek ve Kadın kadar doğal olduğu kanıtlanmış, eşcinsellik ve çift
cinsiyetlilik için de dinlerin bakış açısı fazlasıyla hatalı.
İnanç, sıradan bir
insanın rahatça insan öldürmesini sağlayabiliyor.
Cihad
konulu bir İslami tasvir
İnsanlara kendi
ölümlerinden sonra dirileceklerini vaat ettiğinizde ve emirleri yerine
getirirse, sonraki hayatlarında ödüllendirileceklerini söylediğinizde, onlara
yaptıramayacağınız şey yoktur. “Git şu düşmanı öldür, tanrı istedi, cennetle
ödüllendirileceksin!” bu kadar basit. Alın size tanrı sevgisi ve cennet aşkı
ile dolu bir katil sürüsü. Tarih, bu katillerin yaşattığı acılarla dolu…
Ayrıca insanları katil
yapmaya yetecek bir sürü ayet kutsal sayılan kitaplarda ve sahih hadisler
arasında da mevcut.
Kuran’a kaynak olarak tekrar
bakalım; Nisa 89–91, Bakara 191, Maide 33, Tevbe 5, Ahzab 60–61, Muhammed 4.
Eğitimli ve sağduyulu
inananlar bu ayetleri bir şekilde “farklı” yorumlayarak katil olmaktan
kendilerini kurtarabiliyorlar. Ama bu ayet ve hadisleri gerçekte yazıldığı gibi
“net” anlayıp binlerce suçsuz insanı katleden inananlar da fazlasıyla mevcut
hatta IŞİD gerçeği kapımıza dayanmış durumda…
Ayrıca, günümüzde de
ateist düşünceye sahip insanları halen hedef gösteren “din adamları” fazlaca
mevcut.
Dinler sürekli güç
unsuru olarak kullanılıyor
Age of
Empires oyunundan sıradan bir savaş sahnesi. Gerçek hayattaki savaşlarda da
insanları harcamak kimileri için bu kadar kolay…
Ne de olsa elinizde
ölünce cennete gideceğini zanneden ve bu uğurda her şeyi yapabilecek bir katil
sürüsü var. Toplumun güç sahibi kişileri bu sürüyü “küçük işlerini” halletmek
için kullanmayacak mı? Age of Empires ve benzeri oyunları oynayanlar bilir,
nasıl da “ürettiğiniz” sanal insanları karşı tarafı ele geçirmek için acımadan
harcardınız? Sadece karşı taraf ile ticaret yaparak o oyunu oynayan var mı? Dinleri
bir araç olarak kullanıp toplumları köleleştiren güç sahiplerinin de benzer
çocuksu şımarık arzuları var. İsteklerini elde etmek için de din ile
köreltilmiş, sıradan insanları harcamaya çekinmiyorlar.
Günümüzde de durum
farksız. Cennet garantili ölümler sunmak, bir insanın yapabileceği en aşağılık
davranış. Ölüm emri verenler, çok meraklıysa, gitsin kendisi “şehit olarak”
cennetine ulaşsın!
Dinler, dünyayı her gün
daha yaşanılmaz hâle getiriyor
Dinlerin iddiaları
yüzünden, insanlar, tüm dünyanın ve diğer canlıların kendileri için
yaratıldığını zannediyor. İnsanın, tüm canlılar içinde üstün olduğu gibi saçma
bir izlenime kapılarak, her şeyi yok etme lüksüne sahip olduklarını düşünüyor.
Tüm savaşların arka planlarında da tanrıların insanlığa dair vaatleri yer
alıyor.
İnsanlık, tanrılarından
kurtulmadığı sürece, dünyadaki acılar da son bulmayacak. (Tüm canlılar için)
Cevaplanamayan her
sorunun cevabının tanrı olduğu sanılıyor
Yunan
mitolojisi tanrısı Zeus tasviri
Asırlar önce yer
sarsıntısı, şimşek ve gök gürültüsü, yangın, yağmurlar, kuraklık, sel, güneş ve
ay tutulması gibi sıradan doğa olaylarının sebebi bilinemiyordu. İnsanlar bu
bilinmezliği açıklamak için “cehaletlerine” başvurdular. O çağlarda
birilerinin, bilgisizlikten dolayı, korkuyla şöyle bir çıkarım yapması çok
doğal: “tüm bunları yapan, görünmeyen üstün bir güç olmalı ve bu güç,
insanların yaptığı kötülüklere ceza olarak tüm bu felaketleri yaşatıyor olmalı!
Ve biz insanları da o güç var etmiş olmalı…” Meteoroloji, tektonik, astronomi,
kozmoloji, fizik gibi bilim dallarından haberdar olmayan insanların bu mantık
dışı iddiaya inanmaları ve korkmaları da çok doğal. Günümüzde tüm doğa
unsurlarının nasıl meydana geldiğini ve arkasında görünmeyen bir güç olmadığını
net olarak biliyoruz. Bilimsel konuda yetkin bir insanı, “fırtınaları tanrının
çıkarttığına” inandıramazsınız. Günümüzde de tanrı, bilimin tam olarak cevap
veremediği konuların bıraktığı küçük boşluklara sığdırılmaya çalışılıyor.
Kutsal sayılan kitapların içinden, cımbızla kelimeler seçilip, kelimelerin yan
anlamları bilimsel bulgulara göre yeniden yorumlanarak açıklamalar yazılıyor.
Bu kutsal kitabın aciz bir güncelleştirme çalışmasından başka bir şey değil…
“Bir şeye anlam veremiyor olmak, tanrının kanıtı değildir.
Anlayış eksikliğinin kanıtıdır.” Lawrence Krauss
Tanrının varlığına dair
kanıt yok.
Bilim insanları, bir çok
keşif ile evrenin ve canlıların oluşması için bir tanrıya ihtiyaç
olmadığını kanıtladı. Tanrı, gerçekten de evreni, kendi yokluğunu
kanıtlayacak şekilde yaratmış olabilir mi? Diyelim ki yarattı, öyleyse,
tanrının yokluğunu keşfedecek çabayı sarf eden insanlar, tanrıya
inanabilecekleri bir kanıt bulamadıkları için cezalandırılacak mı?
Tanrının varlığına dair
kanıt olarak kutsal saydıkları kitapları gösteren insanlar büyük yanılgı
içinde. Çünkü, ejderhaların, devlerin, kurt adamların, vampirlerin, faytona dönüşen
kabakların varlığından da bahseden kitaplar var. Ama kimse o kitapların kutsal
gerçekler olduğunu iddia edecek çılgınlığı göstermediği için bu masal
karakterlerine inanan çılgınlar da görmüyoruz.
Günümüzde de fantastik
kurgu ürünler üretiliyor.
Gandalf’a
neden kimse tapmıyor aceba?
İnsanların bugün nasıl
fantastik kurgu yapıtlar üretme ihtiyacı var ise, binlerce yıl öncesinde de bu
ihtiyaç mevcuttu. Bu insani bir yaratma ve üretme güdüsüdür. Tolkien, günümüzde
Gandalf karakterini yaratabiliyor ve bunu Orta Dünya’da geçen mükemmel bir
hikayeye nasıl dönüştürebiliyorsa, geçmişte de bu karakterlerden binlercesi
insanlar tarafından yaratıldı. Masalları da dilden dile anlatılarak yayıldı.
(Günümüzde tüm bunlara mitoloji diyoruz.) Tabii ki o zamanın şartlarında bazı
insanlar bu masalların gerçek olduğunu zannedip inandı. Bazıları da bu
inançları, diğer insanlara acımadan kendi çıkarları için kullandı. Artık bu
binlerce yıllık kandırmacanın peşinden gitmeyi bırakmanın vakti gelmeli.
Gandalf ne kadar gerçekse, Allah ismindeki mitolojik karakterin de o kadar
gerçek olduğu kabul edilmeli. İslam mitolojisi, sadece hak ettiği yere sahip
olmalı, daha fazlasına değil!
İnananlar, cehaleti
erdem sayıyor.
Tanrıya inanan
insanların din haricindeki konulara ilgileri neredeyse hiç yok. İnsanlar ne
kadar bilgisizlerse, tanrı inancına bağlılıkları da o kadar artıyor. Eğitim
düzeyi yüksek, araştıran sorgulayan insanların ve bilim insanlarının dinlere
inanma oranı ise neredeyse sıfır. Araştıran ve sorgulayan her insan, tanrının
bir masal olduğu sonucu ile yüzleşiyor. Bir insan bilgisizliği ölçüsünde
inançlıdır. Çünkü, inanmanın doğası, kandırılmış olmayı gerektirir. Bu konuya
şu yazımda da değinmiştim: Bakış Açısı
Çocuklara çok küçük
yaşlardan itibaren inandırma seansları yapılıyor.
İnsanları dinlere
inandırmaya başlamak için nedense en kolay kandırılabilecekleri yaşlar
seçiliyor. Hiç “çocukları yetişkin olacakları yaşa kadar bilimsel bilgiler
ışığında eğitelim, yetişkin yaşa geldikten sonra dini seçimlerini isterlerse
yapabilirler” görüşünü savunacak bir dindar ile karşılaştınız mı? Tam tersine,
küçücük çocuklar tapınmaya özendiriliyor. Masallara inanan sağlıksız,
uyuşturulmuş nesiller yetiştiriliyor. Böylece onlar da cennete gitme hayali ile
zamanı geldiğinde bazı insanların amaçları uğruna rahatça harcanabilirler.
Çocuklar “anlattığın bu
saçmalığa neden inanayım?” diye soramazlar. Onları inandırmak kolaydır.
Çocukken inanılmış bir şeyin, gerçek olmadığını kabul etmek yaşınız
ilerlediğinde zorlaşır. Çünkü, insan beyni, küçük yaşta edinilen deneyimleri
yol gösterici olarak kabul edecek şekilde evrimleşmiş.
İnsanlığa en çok zarar
veren uyuşturucu dindir. İnsanlar, küçük çocuklarına bu zehri en yüksek
motivasyonla aşılıyor…
“Şükretme
kültürü” körükleniyor.
Toplumun el uzatılmayan
fakir kesimi, sahip oldukları kötü konumun “tanrı tarafından kendilerine bir
test olarak sunulduğuna ve bu hallerine şükrederek öldükten sonra
ödüllendirileceklerine” inandırılır. Ne kadar şükrederlerse, öldükten sonra
alınacak ödülün de o kadar çok olacağı iddia edilir. Bu sayede toplumda varlık
sahibi olamayan ve sömürülen bu insanların haksızlığa karşı çıkmadan, varlık
sahiplerinin rahatlarını bozmamaları sağlanır.
Dinlerin beni en çok
rahatsız eden yanlarından biri de bu sömürüyü destekliyor olmaları. “Şükret ve
sitem etme, kabullen!”
“Din, fakirler zenginleri öldürmesin diye vardır.” Napoleon Bonaparte
Kimse aslında dinlere
inanmıyor
Hiç öleceği için sevinen
bir dindar gördünüz mü? Oysa cennete gideceği için çok mutlu olmalıydı. En iyi
arkadaşı ölüm döşeğinde olan bir dindarın şenlikler yaptığına şahit oldunuz mu?
Sevdiği birini şehit eden düşmana teşekkür eden bir inananla karşılaştınız mı?
Öyle ya, şehit olanlar cenneti garantiliyordu. Böyle bir insan gördüyseniz
gerçekten inançlı biri ile karşılaşmışsınız demektir. Ben hiç karşılaşmadım.
Çünkü insanların mantıkları da ölümden sonra yaşamı benimsemiyor. Dindarlar
sadece kendilerine anlatılmış bu masalın gerçek olmasını umut ediyorlar.
İnanmıyorlar.
İnanma zorunluluğu
Dinlerin insanlara
öldükten sonra yaşamaları ve cennete gidebilmeleri için zorunlu tuttuğu
şeylerden biri de inançtır. Tanrı’ya, kıyamete, cennete, cehenneme, meleklere,
kısaca masalın büyüsünü size yaşatacak her şeye inanmak zorundasınızdır.
İnanmazsanız da sonsuz acıya tabi tutulmakla korkutulursunuz. Çünkü, bunlardan
birinin ne kadar mantıksız olduğunu fark ettiğiniz anda ipler çözülür. İbadet
de insanları bu masalın içinde meşgul tutmak için uydurulmuş harika bir kurgu.
O kadar çok ibadet edin ki, masalın içinde kalın ve köle toplumun itaatkâr
kuzularından biri olun. Birileri de sizi dilediğinde kurban edebilsin… Tabii ki
tanrılar için!
Semavi dinlerin hepsinin
aynı coğrafyadan çıkmış olması
Dünya genelinde ilkel
toplumların hepsi, cevap arayıp bulamadıkları şeylerin doğaüstü görünmez
varlıklar, güçlü tanrılar tarafından yapıldığını zannetme refleksi gösterdi.
Kimileri hemen her güç için de ayrı tanrılar uydurdu. (Can alma tanrısı, şimşek
çakma tanrısı vs.) Ya da aralarında hiyerarşik yapılara sahip bir tanrılar
kadrosu hayal ettiler. Belki de tek tanrıya inanmayı sıkıcı bulmuşlardı.
Sonunda, “insanlar
arasından bir elçi seçmiş tek tanrı olduğunu ve o seçilmiş elçinin de kendisi
olduğunu” iddia etmenin, diğer çok tanrılı inançlara oranla daha kârlı olduğu
keşfedilmiş olmalı… Bu fikirden ilhâm alan, aynı coğrafyada (mekke ve kudüs
civarları) kendini peygamber ilan eden onlarcası çıktığını, çoğunun halk ya da
diğer peygamber olduğunu iddia edenler tarafından öldürtüldüğünü görüyoruz.
(İsa dâhil!) (Maslama ismindeki peygamber, Muhammed tarafından öldürtülmesi
gibi) (ayrıca, Musa ve İsa’ya dair inanç, onların ölümünden çok sonraları
inananlarını bulmaya ve yayılmaya başladı. Bunun nedeni de çok bariz değil mi?)
Koca
dünyada tüm tantana şu küçük dairenin içinde kopuyor!
Bu tek tanrılı din
iddiaları coğrafyası dışında, bahsi geçen tanrının diğer kıtalarda insanları
uyarmak üzere gönderdiği elçilerinin olmaması garip değil mi? Neden Güney
Amerika’nın bir peygamberi yok? Neden, Sibirya halkı tanrı tarafından
uyarılmamış? Avustralya’ya inen kutsal kitap nerede?
Dindarlar bu çılgınlığın
farkında değiller
Dinlerin insan uydurması
masallar olduğunu fark ettikten sonra, dindarları istemsizce akli dengesini
yitirmiş insanlar olarak görmeye başladım. Gerçekten, öylesine saçma bir
hikayeyi hayatlarının parçası haline getirmiş ki bu insanlar, onlarla herhangi
bir işe girmeyi, aynı ortamda bulunmayı bile risk olarak görüyorum. Din
çılgınlığının içindeki insanların, insanlığa faydalı olmasını beklemek mümkün
mü? Ben kendimce hayata dair bir çok faydalı şey yapmaya çalışıyorum. Ama dindarlar
sadece din adına fayda gösterme çabası içinde. Ne büyük bir gereksiz harcama,
gerçek israf budur.
Bir de, sırf çocukken
kendilerine “tanrının var olduğu” söylendiği için ona inanan, dua eden, ama
Kuran’da ve hadislerde akla sığmayacak, günümüz toplumunun ahlak yapısına
uymayacak bir sürü zırvanın olduğunun farkında olmayan çok büyük bir inanan
kitlesi de var. Bu yazıda bahsettiklerimin hepsi, yine o insanların sorgulamaya
yönelmediği konular. Ulaşacağınız tüm yanıtlar araştırma, düşünme ve sorgulamada.
İnançlı ülkelerinin geri
kalmışlığı ve siyaset faktörü
İnançlı insanların
oluşturduğu toplumlara baktığımızda teknoloji, bilim, sanat, hukuk gibi
konularda çağı yakalayamadıklarını ve halen ilkel çağların bilgilerini doğru
sandıklarını görüyoruz. 1970'lere kadar dünyanın düz olduğu ısrarla iddia
ediliyordu. Günümüzde de durum pek farklı değil. Bilgi sahibi olmaktan çok,
inanmayı tercih ediyor dindar toplumlar.
“İnanmak istemiyorum, bilmek istiyorum.” Carl Sagan
Türkiye’de de AKP’nin
iktidara gelmesi sonrasında gericiliğin el üstünde tutulup bilgisizliğin
körüklenmesi ve bunların “özgürlük” adı altında paketlenip cahil halka
yutturulması üzerine, daha önce pek ses çıkarmayı yeğlemeyen bir çok ateist
birey, dinlerin insan uydurması olduğunu, çeşitli kanallardan seslendirmeye
başladı. Benim de içimde bir çok şüpheyi gerçek anlamda sorgulayıp bana
inandırılan ve her şeye rağmen tutunmaya çalıştığım masalların, boş inançlar
olduğunu fark etmem, ateist düşünceye sahip insanların bu seslerine kulak
vermemle başladı. Onlara teşekkür ediyorum.
Sonrasında ben de
toplumun din karanlığına tutulmaması için kendime düşen görevi yapmam
gerektiğini düşündüm ve bu yazıyı yazmaya karar verdim. Yazının paylaşılması ve
insanlara ulaşması görevimi başardığımı hissetmemi sağlayacak. (Şimdiden
teşekkürler)
Tüm bu ipuçları ışığında
yaşayabileceğim tek hayat, bir yalan üzerine harcanmamalı.
Hayat kısa. Tek hayatım
var. Masallardaki gibi öldükten sonra yaşam yok. Bedenim fonksiyonlarını yerine
getirecek güç bulabildiği sürece yaşayacağım. Bu hayatı, binlerce sene
öncesinden uydurulmuş masallar uğruna neden harcayayım?
Şunun gibi bir sözü
ateist düşünceye sahip herkes, dindar kişilerden defalarca duyar: “Tanrı yoksa
biz bir şey kaybetmeyiz. Ama varsa, siz sonsuza kadar cehennemde yanacaksınız.”
Bu yazıda anlattığım
düşüncelerim üzerine bu soruya karşı, şu soruyu yöneltirim:
Ne kadar çok düşünürsem
düşüneyim, bir tanrının var olma ihtimali, mantığıma uymuyor. Her düşündüğümde
dinlerin insan uydurması olduğuna emin oluyorum. Bu durumda sizin
düşüncenize göre(inanamadığım) cennete gidebilmek için; inanmadığım tanrıya
inanıyormuş gibi yaparak, inanmadığım tanrıyı kandırmaya mı çalışayım?
Bir çelişki daha mı?
Evet, Paradoks! :)
Ateistler bir boşluk
içinde hisseder mi?
Yetişkin olmanın kurallarından
biri anne-babalarımızdan ayrı yaşamaya başlamaktır. Ailemizi terketmek ne kadar
boşluk içinde hissettiriyorsa, “tanrının insanları köleleştirmek için
uydurulmuş bir masal olduğu gerçeği” ile yüzleşmek de başlangıç aşamasında
bir boşluk oluşturuyor. O boşluk daha çok bilgilenerek, daha çok sorgulayarak
kolayca dolduruluyor.
Bilimsel gerçekler
Ayrıca tanrının var
olmadığına (daha doğrusu var olması gerekmediğine) dair binlerce bilimsel kanıt
mevcut. Günümüzde, kuantum dalgalanması ile maddenin nasıl yoktan var
olabildiğini ve evrendeki bunca maddenin nasıl oluştuğunu açıklayabiliyoruz.
Abiyogenez sürecini yaptığımız deneyler ile kanıtlayarak canlılık oluşumunun
nasıl gerçekleştiğini açıklayabiliyoruz. Canlı çeşitliliğini sağlayan doğal
seçilim ve evrim süreci karşı çıkılamaz bilimsel gerçekler. Mucizevi görünen
organlarımızın ve yaşam döngüsünün nasıl bugünkü haline geldiği hakkında
bilimsel kanıtlara ulaşmamız da artık teknoloji ve internet sayesinde çok
kolay.
Bunca bilgiye rağmen,
tüm bilimsel külliyatı reddederek, bir tanrı varmış gibi davranmak da çılgınlık
olmalı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder